Dünya kupasına 33. takım?

Dünya kupası eleme maçlarından Fransa - İrlanda karşılaşmasında Henry'nin eliyle yaptığı asistten daha önce Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir yazısında bahsetmiştik. Ancak sonrasında dünya kupası tarihinde ilk defa yaşanan bir olay gerçekleşti. İrlanda geçtiğimiz haftalarda Henry'nin eliyle asist yaptığı 1-1 biten rövanş maçının tekrarını istemişti ancak bu istekleri geri çevrilmişti. Şimdi ise Fifa'ya 2010 Fifa Dünya Kupası'na 33. takım olarak katılma talebini iletti. İlginç olan ise Fifa başkanı Sepp Blatter'in bu konuyu gündeme getireceğini söylemesi oldu. İlginç bir durum çünkü böyle birşeyin mümkün olmayacağını herkes bilirken Sepp Blatter'in kahraman olma amacıyla böyle birşeyi gündeme getireceğini söylemesiydi. Zaten Fifa Genel Sekreteri Jerome Valcke yaptığı açıklama ile İrlanda'nın haksızlığa uğramış olsa bile Dünya Kupasına katılma ihtimallerinin olmadığını çünkü organizasyon prosedüründe böyle değişiklikler yapılamayacağını vurguladı. Dünya tarihinde belki de ilk defa bir konu görüşülmeden reddedilmiş oldu böylece. Ancak herkes İrlanda'nın haksızlığa uğradığı için biraz adalet beklerken Sepp Blatter'in gerçekleşmeyeceğini bildiği birşeyi toplantıda gündeme getireceğini söyleyerek kahraman olma çabasını pek profesyonellikle bağdaştıramadığımı da söylemek isterim.
Bir maçta on gol

Takımlar arası kalite farkında en büyük uçurum olan liglerden birisi olan Premier League'dir benim kanaatimce. Zirvedeki takımlar ile ligde kalmaya çalışan takımlar arasındaki fark ligin kalitesini de bir nebze düşürüyor olsa da her takımın kendi sağlam taraftar kitlesi sayesinde maçlar heyecanını kaybetmiyor. Ancak 22 Kasım'da öyle bir maç oynandı ki çok gollü maç izlemeyi sevenler bile kaybeden takım adına rahatsız olmuşlardır.
Ligin üst sıralarını zorlayan Tottenham Hotspur ile, ligin alt sıralarından kurtulmaya çalışan Wigan Athletic arasında oynanan maçta seyirciler tam 10 gol izlediler. Maç Tottenham'ın 9-1'lik üstünlüğü (üstünlük demek yetersiz kalabilir) ile son buldu. İlk yarısı 1-0 biten karşılaşmanın ikinci yarısında Defoe'nin etkili oyunu ile 5 gol bulması ile Wigan'ı adeta çimlere gömdü diyebiliriz. Bana ilginç gelen bir nokta ise gollerin 87, 88, 90. dakikalarda gelmesi. Bu son üç gole kadar 6-1'lik skor Tottenham'lıların neyine yetmemiş olabilir ki son 4 dakikada 3 gol atmaya gerek görmüşler.
Her futbolsever kadar ben de çok gollü maçları severim ancak böylesini değil. İnsan ister istemez bir yerden sonra kaybeden takıma acımaya başlıyor. 10 gol olacak bir karşılaşmanın 9-1 ya da 10-0 bitmesi yerine 5-5 ya da 6-4 bitmesini yeğlerdim.
Herkes Eşittir Ama Bazıları Daha Eşittir
Başlıktaki cümle George Orwell'in Hayvan Çiftliği kitabından alıntı. Aslında komünizmi tanımlamak için söylenmiş. Ancak şöyle bir bakıldığında bu güzel sözün dünya üzerindeki adalet sistemlerinin eşitlik anlayışını özetlediğini anlamak zor değil.
Evet, dün akşamki Fransa-İrlanda Dünya Kupası Avrupa Play-Off Elemesi rövanş maçından bahsediyorum. İrlanda aslanlar gibi mücadele ederken ve maçı Robbie Keane'in 33. dakikada attığı golle 1-0 önde götürürken herkes hakemin Platini'den hiç etkilenmediğini ve maçı aslanlar gibi yönettiğini düşünüyordu. Zira Fransızlar her zamanki gibi kendilerinden beklenen tüm çirkeflikleri sergiliyordu. Bundan önce kendisine sempati duyduğum Anelka ve çirkefliklerine daha önce de şahit olduğumuz Henry her pozisyonda kendilerini yere atmaya başladı, Anelka özellikle ceza sahasında yere bırakıyordu kendisini ancak 'Platini'den etkilenmemiş hakem' yememişti bu numaraları, 'Bravo!' dedik.
Ne olduysa 103. dakikada oldu. Öncesinde ofsayt olan bir pozisyonun devamında Thierry Henry topu eliyle güzelce önüne aldı ve yine eliyle William Gallas'a asist yaptı, Gallas'ın attığı golle durum 1-1 oldu, maç bu skorla bitti ve Fransa 2010 Güney Afrika Dünya Kupası'na katılmaya hak kazandı.
Hak kazandı derken içim hiç rahat değil ancak maçın hakemi, sevgili Michel Platini ve dünya yıldızı Thierry Henry'nin içi ne kadar rahat, bunu merak ediyorum.. Umurlarında bile olmadığını biliyorum aslında ama benimki de merak işte.
Thierry Henry maçı kazanmak için her türlü yola başvurabilecek karakterde bir oyuncu. İnsanların kendisine karşı olan antipatileri umrunda bile olmuyor. "Kariyerli bir yıldızım, bu kadar başarım var, böyle pislikler yaparak insanları kendimden nefret ettirmeyeyim" diye düşünmüyor. 2003 yılında oynanan Fransa-Türkiye Konfederasyon Kupası maçında son dakikalarda topu korner direğinin önünde saklayarak vakit geçirmesini hatırlarsınız. İşte o zamandan beridir saklarım içimde kendisine olan antipatimi. Büyük takımlar, özellikle de Fransa, kazanabilmek, turnuvalara katılabilmek için futbolun içinde olmayan tüm çirkinliklere başvururlar ve bu artık normal kabul edilmiştir. Hatta UEFA'nın başında bir Fransızın, Platini'nin olması ve bunun üzerine bu çirkefliklerin dönmesi bile şu durumda sorgulanmaz, gayet olağandır.
Maç sonunda Henry'nin yaptığı, "Dürüst olmam gerekirse topu elle aldım, ancak ben hakem değilim, yapacak bir şeyim yoktu" açıklaması ise kendisini futbolseverlerin gözünde aklamayacaktır. Bu dürüstlüğünü pozisyonun hemen sonrasında göstermesini ve bir efsane olmasını beklerdik. Gerçi dürüstlük kavramının da içi o kadar boşaltıldı ki, sanırım Henry pozisyonun hemen ardından hakeme gidip, "Topu elle aldım, golü saymayın" itirafında bulunsaydı, tüm insanlar tarafından "keriz" ilan edilirken, Fransa halkı tarafından "hain" ilan edilirdi.
Sonuç olarak Domenech ve şürekasını böylesine bir haksızlığın ardından 2010 Güney Afrika Dünya Kupası'nda görmek hiç hoşuma gitmeyecek. Zevksiz bir Dünya Kupası izleyeceğiz galiba.
Dünya'da Yılın Futbolcusunu Biz Seçiyoruz!

'2009 FIFA Dünya'da Yılın Futbolcusu Ödülü' için birkaç gün önce aday listesi açıklandı. Çoğunluğu tahmin ettiğim isimler olmasına rağmen arada birkaç sürpriz isimle karşılaşmadım da değil. Oyuncuların çoğunun Barça'dan çıkmış olması benim için sevindirici oldu elbet. Şimdi duygusallığı bir kenara bırakacağım ve listedeki her isimle tek tek ilgilenip kendi tahminlerimi yürüteceğim.
1-Michael Ballack: Chelsea'de top koşturan ve artık kariyerinin son demlerini yaşayan 33 yaşındaki Alman yıldız, bence listedeki en zayıf isimlerden birisi. Hala çok koşuyor, hala birçok gence taş çıkaracak derecede performans sergiliyor fakat Dünya'da Yılın Futbolcusu seçilmesi ben dahil birçok futbolsever için büyük sürpriz olur.
2-Gianluigi Buffon: Artık hemen herkes tarafından gelmiş geçmiş en büyük kalecilerden biri olarak gösterilen Juventus'un file bekçisi listedeki tek İtalyan isim. Ancak kariyerinde çok büyük başarılar yakalamış olan Buffon'un daha önce kazanamadığı bu ödülü bu sene kazanması çok zor.
3-Iker Casillas: Listedeki diğer kaleci R. Madrid'in vazgeçilmezi Casillas. Ancak Casillas ne kadar müthiş bir performans göstermiş bile olsa, bu ödülü daha önce hiçbir kalecinin almamış olması istatistiğine dayanarak bu sene de bu kuralın bozulmayacağını ve Casillas'ın en fazla 8 sene önceki Oliver Kahn'ın başarısını yakalayıp 2. veya 3. olabileceğini düşünüyorum.
4-Diego: Werder Bremen'den Juventus'a transferi ile dikkat çeken Brezilyalı orta saha oyuncusu bence çok sıradışı bir futbolcu değil ve bu listede bana göre en zayıf isimlerden biri.
5-Didier Drogba: Bu sezon gösterdiği performansla yeniden eski günlerine döndüğünün sinyalini veren Drogba, yine de listedeki diğer yıldızların yanında bu ödülü kazanması en düşük oyuncular arasında.
6-Michael Essien: Son 4 yıldır Afrika'da Yılın Futbolcusu seçimlerinde ilk 3'e ancak girebilen fakat bir türlü 1. olamayan Essien'in bu büyük ödülü kazanma şansı ise neredeyse yok gibi.
7-Samuel Eto'o: Barça formasıyla yıldızı parlayan, kariyerinde Barça haricinde R. Madrid ve Mallorca gibi markalar taşıyan ve son olarak olaylı Ibrahimoviç takasıyla Inter'e transfer olan, golleriyle gönlümüzde taht kuran Afrikalı santrfor, bana göre ödüle en yakın 4-5 isimden biri. Belki de Weah'tan sonra bu ödülü alan ikinci Afrikalı olacak Eto'o. Fakat takım arkadaşı Messi’nin olağanüstü performansı onu biraz daha gerilere itiyor.
8-Steven Gerrard: Şu alemde en sevdiğim Avrupa takımlarından biri olan Liverpool'un gözbebeği ve yine tek sevdiğim İngiliz olan Gerrard, maalesef gece hayatına düşkünlüğü ve inişli çıkışlı performansı sebebiyle sanırım bu ödüle uzaktan bakacaklar arasına katılacak.
9-Thierry Henry: Daha önce bu ödüle iki kez yaklaşmış, fakat ikincilikle yetinmişti Thierry. Arsenal'deki muhteşem yıllarında bu payeyi kapamayan Henry, Barça'da sol açık oynuyor ve eski mevkiini unuttuğu için bizim bildiğimiz performansını mumla aratıyor. O yüzden üzülerek bu ödüle uzak olduğunu düşünüyorum.
10-Zlatan Ibrahimoviç: Bitirici, öldürücü, katil gibi sıfatların hepsine sahip olan ve bütünüyle mükemmel bir santrfor olan Zlatan, İtalya'daki normalden uzun macerasından sonra sonunda dünyanın en büyük kulübü Barça'ya geldi ve gollerine burada devam ediyor. Ödüle en yakın isimlerden biri ve hatta gönlümden geçen iki isimden birisi Ibrahimoviç.
11-Andres Iniesta: Top ayağındayken nereye atacağını daha top ayağına gelmeden düşünen bir mucit Iniesta. Barça'nın gizli kahramanı rolünde olan yıldız futbolcu, ancak görünür kahraman haline geldiğinde bu ödüle ulaşabilir. Diğer isimler arasında Iniesta zayıf gözüküyor...
12-Kaka: Çok sevdiğim Milan'dan bir türlü sevemediğim R.Madrid'e geçen Kaka, 2 yıl önce bu ödüle layık görülmüştü. Bu sezon biraz da Ronaldo'nun gölgesinde kalan yıldız sambacı oynadıkça takımına alışıyor ve gerçek performansını sergilemeye başlıyor. Ancak ödülü almak konusunda biraz isteksiz gördüm kendisini.
13-Frank Lampard: 31 yaşına rağmen hala antrenmanlardan sonra kendini geliştirme adına çalışan Mourinho'nun gözdesi, bu hırsına karşın istikrarlı futbolu dışında ödülü alması adına göze batacak ekstra bir şey yapmadı.
14- Luis Fabiano: Porto ile Şampiyonlar Ligi Kupasını kaldırmasından sonra Sevilla ile arka arkaya 2 defa Uefa Kupası kaldıran Fabiano son iki yıldır oldukça iyi bir performans göstermesine rağmen diğer hücum oyuncularının arasında şansı çok düşük.
15-Lionel Messi: Bana sorsanız Maradona ve Zidane'dan sonra dünya üzerine gelmiş en iyi futbolcu, kendisi hakkında yazacaklarımı buraya sığdıramam. O yüzden sadece diyorum ki, bu ödülü bu listede en çok hakeden futbolcu Messi, ancak sadece duygusal bir tahmin değil bu. Hem benim, hem de sevgili dostum Parahuman'ın bu listedeki favori ismi. Son iki yılda bu ödülü almaya yaklaşan ve ikinci olan Messi'nin artık bu yıl bu ödülü alması şart...
16-Carles Puyol: Barcelona savunmasının belkemiği ve en istikrarlı oyuncularından biri olan Puyol, defans oyuncularının bu ödülü alamama şanssızlığına sahip. Zira bu ödülü 18 yılda yalnızca bir defans oyuncusu kazandı, o da Fabio Cannavaro.
17-Franck Ribery: Galatasaraylılar için bir yürek yarası olan Ribery'yi bir de bu listede görmek, bambaşka bir yara açar kalplerde. Fakat yaş ve teknik açısından Messi'nin arkasında kalan Ribery, bu ödüle uzak olsa da Dünya Kupası'nda Fransa milli takımının yıldızı olacak gibime geliyor.
18-Cristiano Ronaldo: Sevmediğim M. United'dan sevmediğim R. Madrid'e giden sevmediğim bu Portekizli yıldız, geçen yıl bu ödülün sahibi olmuştu. Yine listede Messi'yle birlikte bu ödüle en yakın isimlerden biri olmasına rağmen, bence kendini Messi kadar futbola adamamasıyla rakibinden bir adım geride.
19-Wayne Rooney: Listedeki fiziksel güce dayalı, yani teknik özelliği pek üst düzeyde olmayan ender hücum oyuncularından biri olan Rooney'nin, Ronaldo'nun gidişinden kötü etkileneceğini düşünüyorum. Bu ödül için şansı bence çok çok az.
20-John Terry: Daha önce de söylemiştim, istatistikler bu ödülde defans oyuncularının pek şanslı olmadığını söylüyor. Ancak geçen yıl Chelsea'yi neredeyse tek başına sırtlayan Terry, listedeki defans oyuncuları arasında bu ödülü gerçekten hakeden bir isim.
21-Fernando Torres: Beklenmedik işler yapan Liverpool'un beklenmedik goller atan genç yıldızı Torres, taraftar beklentisini üzerinde en yoğun hisseden oyunculardan biri. Bence de bu listedeki ödüle yakın isimlerden.
22-David Villa: Muhteşem top tekniği ve vuruş yeteneği ile Valencia'nın tek kişilik dev kadrosu adeta. Takımın bir diğer David'i Silva ile beraber Valencia'nın gol yükünü sırtlanıyorlar birkaç senedir. Fakat Valencia'nın istikrarsız tablosu yüzünden Villa'nın bu listede şansı hiçbir zaman yüksek olamıyor.
23-Xavi Hernandez: Barcelona ve hatta İspanya milli takımının orta sahasının en kilit ismi, hem defansif hem de ofansif anlamda komple bir oyuncu olan Xavi, bu listedeki isimler arasında bu ödülü gerçekten hak eden 4-5 kişi arasında. Messi'yi geçip bu ödülü alması benim için sürpriz olsa da üzücü olmaz.
Listeye genel olarak baktım ve 4-5 tane favorim olduğunu farkettim, Eto'o ve Ibra arasında defalarca gittim geldim ve bunlar arasından 3 kişi seçmek gerçekten zor oldu ama bir seçim yapmak zorundayım. Buyurun benim şanslı listem:
1- Lionel Messi
2- Cristiano Ronaldo
3- Zlatan Ibrahimoviç
21 Aralık'ta seçimler yapılacak ve ben sırf bu tahminlerimin ne kadar tuttuğunu görebilmek için o günü iple çekeceğim. Haydi hayırlısı...
Teşekkür: Değerli fikirleri ve yorumları için sevgili dostum Özgür'e...
Japon efendiliği

Ülkemizde futbola dair en çok tartışılan konunun klüplere verilecek cezalar olması son derece keyifsiz bir durum bence. Japonya'da öyle bir olay yaşandı ki hem bizim klüplere hem bizim yorumculara ders olacak nitelikte. Geçtiğimiz haftalarda FC Tokyo ve Kawasaki Frontale arasında bir kupa final maçı oynandı. Olay ise maç sonrasında yaşandı. Kawasaki Frontale oyuncular kupa seremonisinde ciddiyetsiz tavırlar sergiledi. Madalyaların takıldığı sırada bazıları sakız çiğneyen futbolcuların bazıları da protokolden bazılarının ellerini sıkmadan geçti, madalyalar da takıldıktan hemen sonra çıkardılar. İlginç olanlar ise (aslında bize ilginç gelip oraya göre normal sayılanlar) bu olaydan sonra başladı.
Japon Futbol Federasyonu takımdan verilen ceza ile Yusuke Mori sakız çiğnediği için 1 maç ceza aldı. Ayrıca takımın da sonraki 3 ay boyunca gelirlerinin %10 kesinti uyguladı. Federasyon ve halktan gelen tepkiler klübü çok utandırmış olacak ki olaydan sonraki kendi evinde oynadıkları ve 3-2 kazandıkları ilk maçtan sonra bir özür dileme merasimi gerçekleştirdiler. Bütün futbolcular takım elbiselerini giyip seyircilerin önünde kafaları önde cezalı çocuklar gibi uzunca bir süre durdular. Sonra da kupa finalistleri oldukları alacakları 5.5 milyon euro'luk ödülden vazgeçtiklerini açıkladılar. Ancak federasyon bunu kabul etmedi ve klübün parayı alması konusunda baskıda bulundular. Bunun üzerine klüp de parayı sadece altyapıya kullanma koşulu ile ve bunun da denetlenmesine karar vererek parayı alacaklarını açıkladılar.
Bu olaylar sonrasında gazetelerde atılan 2 manşet ise "Güzel bir jest yaptılar" ve "Önemli olan aynı olayın tekrar yaşanmaması" idi. Bir hata ile başlayan olayın ne kadar güzel noktalara gidebileceğinin en güzel örneklerinden birisi olan bu olayın Türkiye'ye de örnek olmasını ve hem klüpler hem de medya açısından benzer tutumların Türkiye'de de sergilenmesini diliyorum.
Özür seremonisinin videosu için tıklayınız.
Robert Enke vefat etti

2003 yılı, o zamanlar lisenin son senesini yaşıyordum. Ayrıca yine bu sene hafızamda çok net hatırlayabildiğim ilk maçlardan birisine de sahiplik ediyor. Çok sevdiğim bir dostumla okul olayları kızışmadan gidelim de bir maç izleyelim demiştik. Gittik stada aldık migros tribününde yerimizi. Fenerbahçe İstanbulspor ile hazırlık maçı oynayacak. Yeni transferleri heyecanla bekliyoruz, takımın durumundan da son derece umutluyuz. Maçın sonucunu da çok iyi hatırlıyorum. Büyük heveslerle gittiğimiz ligin açılış maçından 3-0 mağlup ayrılıyoruz ve neredeyse bütün gollerde de o sezonun yeni transferi olan Robert Enke'nin hatalı çıkış yapması durumu var. Sonrasında da bir rekora imza atılarak 31 Temmuz'da transfer edilen kalecinin sözleşmesi 10 Ağustos'ta feshedilerek ligde en az oynayan yabancı oyuncu ünvanını almıştı. İşin enteresan tarafı o sene gittiği sonraki takımda oynarken ligin kalecisi seçilmişti.
Az önce Enke'nin ölüm haberini okurken aklıma o izlediğim maç ve yaşadığım hayal kırıklığı geldi. Açık söylemek gerekirse sebebini bilmediğim bir şekilde son derece üzgün hissettim. Enke'nin o sezon gönderildiği takımda ligin kalecisi seçildiğini öğrenmem üzerine "iki taraf için de hayırlı olmuş" diye düşündüydüm ancak şimdi görüyorum ki hayatında önemli şanssızlıklar yaşamış Enke. Hannover 96'nın kalesini koruyan 32 yaşındaki (ki bir kaleci için çok da ileri olmayan bir yaş bence) kaleciye birkaç hafta önce bakteriyel mide rahatsızlığı tanısı konmuştu. 8 kere Almanya Milli Takımı formasını giyme başarısını da göstermiş kalecinin daha büyük talihsizliği ise 2006 yılında kalp rahatsızlığı yüzünden kaybettiği 2 yaşındaki kızı. Hayatını sonlandırma kararı veren Enke, tren çarpması sonucu hayata gözlerini yumdu ve polis de bunun bir intihar olduğunu doğruladı. Açık konuşmak gerekirse bu tatsız sonda kariyerinin de etkisi olduğunu düşünmeden edemiyorum. Zor bir hayat geçiren Enke'nin ölüm haberini okurken son derece üzüldüm, sağlığın ne kadar önemli olduğunu ve başı hiç sıkıntılardan kurtulmayan bu adamın bana futbolun sadece bir oyun olduğunu önemli olanın insan hayatı olduğunu hatırlatmasındandı belki. Rahat uyumasını temenni etmekten başka birşey gelmiyor elimden.
Çarşı Demirören'e karşı
Son bir aydır Beşiktaş cephesinde olan biten olayları hayretle izlemekteyim. Malum Beşiktaş seyircisinin başkan Yıldırım Demirören'e karşı oldukça ağır bir tepkisi var. Son maçta da Yıldırım Demirören bu küfürlere karşı sabrı taşıp birşeyler yapmaya başlayınca ben de bu yazıyı yazmak için kongreyi bekleme fikrinden vazgeçip bugün aklıma ilk gelenleri yazmaya karar verdim. İlginç bir nokta ise rakip klüp başkanlarının arıyıp Yıldırım Demirören'e destek vermesi ve karşılaştığı küfürler karşısında moral vermesiydi. Bu tepkiyi benim gibi ilginç bulanlardan değilseniz birkaç ay öncesine dönüp bugüne kadarki süreci irdelemekte fayda var.
Geçtiğimiz sezonu Beşiktaş bilindiği üzere 2 kupa ile tamamladı. Oldukça uzun zamandır 2 kupayla şampiyonluk yaşamış bir takım pek hatırlayamıyorum, bu açıdan büyük bir başarı sayılabilir. Takımın oynadığı futbol lig için yeterli olarak görülüyor. Yönetim, futbolcular ve teknik heyete karşı bir tepki yok.
Bu sezonun başlangıcına dönersek transfer açısından çok büyük bir aksaklık olduğunu da düşünmüyorum. Yaklaşık aynı ayarda bir oyuncu kadrodan çıkarılıp bir benzeri kadroya giriyor, Gökhan Zan ilginç bir şekilde Galatasaray'a gidiyor, sonrasında da transfer süresi içerisinde istenilenler yapılamayınca son günlerde ligi tanıyor olması avantaj olarak görülmüş olacak ki Tabata kadroya katılıyor. Tabata'ya verilen para son derece yüksek görülüyor, bu konuda katılmamak mümkün değil. Ancak bu transferin bu kadar hayal kırıklığı olmasının esas sebebi medyada çıkan Deco haberleri yüzünden taraftarın beklentisinin yüksek olmasındandı bence.
Son 1 aya bakacak olursak, geçen sene şampiyon olan kadronun iskelet kadrosu duruyor diyebiliriz. Teknik heyette hiçbir değişiklik yok. Takımın tesisleri imkanları aynı. Takım oldukça uzun süre kötü sonuçlar alınıyor ve bu konuda tepkiyi (ve ne yazık ki küfürleri) sadece Yıldırım Demirören üstlenmek zorunda kalıyor. Transferlerin başarısız olduğunu varsayarsak bile bu sportif başarısızlıkta Yıldırım Demirören'in en az payı olan insanlardan birisi olduğunu düşünenlerdenim. Spekülatif konulara girmek istemem ancak ister istemez Süleyman Seba ve Serdar Bilgili'nin benzer şeylere maruz kalıp başkanlıktan ayrılmaları ve bu başkanlara karşı yapılan protestoların arkasında birilerin olduğunu düşünmeden edemiyorum. Ancak somut bir kanıt olmadan bu benim düşüncemden ibaret kalıyor.
Bunları düşünerek olaya bakınca herkesin beğenmediği birşeye karşı protesto etme hakkı olduğu ve bunu kullanabildiğini görüyoruz. Bunun dışında küfürü kendi klübü içindeki bir insana karşı bu kadar rahat kullanabilen bir taraftarı anlamak mümkün değil. Yumurtalı protesto kısmını da gereksiz ve yersiz buluyorum. Zamanında Serdar Bilgili'yi de küfürlerle yollayan bu seyirci yerine gelen Yıldırım Demirören'den ne kadar pişman olduklarını unutmuş olacaklar ki aynı yöntemle bir başkanı daha yollamak için çabalıyorlar. Kongreyi ben de merakla beklemekteyim artık. Neticeyi bilemiyorum ama tek ümidim Türk futboluna hayırlı olmasıdır.