Dünya Kupasına giden teknik direktörler ne kadar kazanıyor?
Dünya'nın en büyük futbol organizasyonu olan Dünya Kupası'na kalan 32 takım belli olunca haliyle bu takımlar ve teknik direktörleriyle ilgili haberler de ortalıkta dolaşmaya başladı. Arjantin'in Ole gazetesi ise 2010 Güney Afrika Dünya Kupası'na gitmeye hak kazanan 32 takımın teknik direktörlerinin yıllık kazançlarını araştırmış. Bizim ülkede de bir zamanlar baya sorun olmuşken bu konu dünya çapındaki isimlerin de kazançları arasındaki büyük fark dikkat çekiyor. İşte dünya kupasında takımlarını yönetecek 32 teknik direktörün dolar olarak yıllık kazançları.
- Fabio Capello (England): 9.900.000
- Marcelo Lippi (Italy): 3.000.000
- Joachim Löw (Germany): 2.300.000
- Javier Aguirre (Mexico): 1.800.000
- Carlos Parreira (South Africa): 1.800.000
- Berter van Marwijk (Holland): 2.700.000
- Ottmar Hitzfeld (Switzerland): 2.600.000
- Vicente del Bosque (Spain): 2.200.000
- Carlos Queiroz (Portugal): 2.000.000
- Pim Verbeek (Australia): 1.820.000
- Dunga (Brazil): 1.250.000
- Diego Maradona (Argentina): 1.200.000
- Takeshi Okada (Japan): 1.200.000
- Ricki Herbert (New Zealand): 1.200.000
- Otto Rehhagel (Greece): 1.150.000
- Paul Le Guen (Cameroon): 960.000
- Marcelo Bielsa (Chile): 850.000
- Vahdi Halilhodzic (Ivory Coast): 740.000
- R. Domenech (France): 720.000
- Hun Jung Moo (South Korea): 600.000
- Morten Olsen (Denmark): 570.000
- Milovan Rajevac (Ghana): 540.000
- Bob Bradley (USA): 400.000
- Radomir Antic (Serbia): 447.000
- Matjaz Kek (Slovenia): 360.000
- Gerardo Martino (Paraguay): 360.000
- Rabah Saadane (Algeria): 360.000
- Reinaldo Rueda (Honduras): 350.000
- Vladimir Weiss (Slovakia): 312.000
- Oscar Washington Tabárez (Uruguay): 300.000
- Kim Jong Hun (North Korea): 250.000
- Shaibu Amodu (Nigeria): 180.000
Dünya kupasına 33. takım?

Dünya kupası eleme maçlarından Fransa - İrlanda karşılaşmasında Henry'nin eliyle yaptığı asistten daha önce Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir yazısında bahsetmiştik. Ancak sonrasında dünya kupası tarihinde ilk defa yaşanan bir olay gerçekleşti. İrlanda geçtiğimiz haftalarda Henry'nin eliyle asist yaptığı 1-1 biten rövanş maçının tekrarını istemişti ancak bu istekleri geri çevrilmişti. Şimdi ise Fifa'ya 2010 Fifa Dünya Kupası'na 33. takım olarak katılma talebini iletti. İlginç olan ise Fifa başkanı Sepp Blatter'in bu konuyu gündeme getireceğini söylemesi oldu. İlginç bir durum çünkü böyle birşeyin mümkün olmayacağını herkes bilirken Sepp Blatter'in kahraman olma amacıyla böyle birşeyi gündeme getireceğini söylemesiydi. Zaten Fifa Genel Sekreteri Jerome Valcke yaptığı açıklama ile İrlanda'nın haksızlığa uğramış olsa bile Dünya Kupasına katılma ihtimallerinin olmadığını çünkü organizasyon prosedüründe böyle değişiklikler yapılamayacağını vurguladı. Dünya tarihinde belki de ilk defa bir konu görüşülmeden reddedilmiş oldu böylece. Ancak herkes İrlanda'nın haksızlığa uğradığı için biraz adalet beklerken Sepp Blatter'in gerçekleşmeyeceğini bildiği birşeyi toplantıda gündeme getireceğini söyleyerek kahraman olma çabasını pek profesyonellikle bağdaştıramadığımı da söylemek isterim.
Herkes Eşittir Ama Bazıları Daha Eşittir
Başlıktaki cümle George Orwell'in Hayvan Çiftliği kitabından alıntı. Aslında komünizmi tanımlamak için söylenmiş. Ancak şöyle bir bakıldığında bu güzel sözün dünya üzerindeki adalet sistemlerinin eşitlik anlayışını özetlediğini anlamak zor değil.
Evet, dün akşamki Fransa-İrlanda Dünya Kupası Avrupa Play-Off Elemesi rövanş maçından bahsediyorum. İrlanda aslanlar gibi mücadele ederken ve maçı Robbie Keane'in 33. dakikada attığı golle 1-0 önde götürürken herkes hakemin Platini'den hiç etkilenmediğini ve maçı aslanlar gibi yönettiğini düşünüyordu. Zira Fransızlar her zamanki gibi kendilerinden beklenen tüm çirkeflikleri sergiliyordu. Bundan önce kendisine sempati duyduğum Anelka ve çirkefliklerine daha önce de şahit olduğumuz Henry her pozisyonda kendilerini yere atmaya başladı, Anelka özellikle ceza sahasında yere bırakıyordu kendisini ancak 'Platini'den etkilenmemiş hakem' yememişti bu numaraları, 'Bravo!' dedik.
Ne olduysa 103. dakikada oldu. Öncesinde ofsayt olan bir pozisyonun devamında Thierry Henry topu eliyle güzelce önüne aldı ve yine eliyle William Gallas'a asist yaptı, Gallas'ın attığı golle durum 1-1 oldu, maç bu skorla bitti ve Fransa 2010 Güney Afrika Dünya Kupası'na katılmaya hak kazandı.
Hak kazandı derken içim hiç rahat değil ancak maçın hakemi, sevgili Michel Platini ve dünya yıldızı Thierry Henry'nin içi ne kadar rahat, bunu merak ediyorum.. Umurlarında bile olmadığını biliyorum aslında ama benimki de merak işte.
Thierry Henry maçı kazanmak için her türlü yola başvurabilecek karakterde bir oyuncu. İnsanların kendisine karşı olan antipatileri umrunda bile olmuyor. "Kariyerli bir yıldızım, bu kadar başarım var, böyle pislikler yaparak insanları kendimden nefret ettirmeyeyim" diye düşünmüyor. 2003 yılında oynanan Fransa-Türkiye Konfederasyon Kupası maçında son dakikalarda topu korner direğinin önünde saklayarak vakit geçirmesini hatırlarsınız. İşte o zamandan beridir saklarım içimde kendisine olan antipatimi. Büyük takımlar, özellikle de Fransa, kazanabilmek, turnuvalara katılabilmek için futbolun içinde olmayan tüm çirkinliklere başvururlar ve bu artık normal kabul edilmiştir. Hatta UEFA'nın başında bir Fransızın, Platini'nin olması ve bunun üzerine bu çirkefliklerin dönmesi bile şu durumda sorgulanmaz, gayet olağandır.
Maç sonunda Henry'nin yaptığı, "Dürüst olmam gerekirse topu elle aldım, ancak ben hakem değilim, yapacak bir şeyim yoktu" açıklaması ise kendisini futbolseverlerin gözünde aklamayacaktır. Bu dürüstlüğünü pozisyonun hemen sonrasında göstermesini ve bir efsane olmasını beklerdik. Gerçi dürüstlük kavramının da içi o kadar boşaltıldı ki, sanırım Henry pozisyonun hemen ardından hakeme gidip, "Topu elle aldım, golü saymayın" itirafında bulunsaydı, tüm insanlar tarafından "keriz" ilan edilirken, Fransa halkı tarafından "hain" ilan edilirdi.
Sonuç olarak Domenech ve şürekasını böylesine bir haksızlığın ardından 2010 Güney Afrika Dünya Kupası'nda görmek hiç hoşuma gitmeyecek. Zevksiz bir Dünya Kupası izleyeceğiz galiba.